KADINDAN HİKAYELER

Derseniz ki neredeyim ben? Hikayeler, edebiyat, müzik, bilim, fikirler ve biraz da siyaset yazılarının bulunduğu bir sitedesiniz. :)

Kadın merkezci temalar da özellikle dahil olmak üzere, yazılar zamanla yüklenecektir. Keyifli okumalar dilerim!

İletişim

Sadece Bir İnsan

Her geçen gün, zamanın ellerinde adım adım ölürken, katilin olan insanlarla gülüp konuşup yine de insanın kurtulacağını beklemek… bu, yılana sarılmak mıdır, yoksa hâlâ umut etmek mi? Gerçek olmasını umut ediyor insan, kalbinde çarpıntıyla..
Bu insanlar, her gün sessizce, sinsice ve acımasızca öldürüyor olabiliyor düşmanı gördüğü insanı. Zaman gibi. Yine de gözlerinde sahte! birer yaş, çıkmadıkları meydanlarda ellerinde olmayan pankartlarla, “insanlık” adına konuşurlar, samimi olanı olsun lütfen ama aralarında hiç dürüstlükle bağdaşmayan birilerinin oysa akıllarındaki tek soru şudur: Bu sistemin çarkında, insanın bedeninden ve zihninden ne koparabilirim? Daha fazla nasıl köleleştirebilirim? Ne bulabilirim onunla bu yolda?
İşte bu, hayatın absürd, distopik ironisidir.

Bu insanlar gerçekten normal insana neden düşman? Yoksa yalnızca kendilerini “özgür” ve “birey” sanan, kendi inşa ettikleri anıtların çevresinde yüksek sesle bağıran figüranlar mı?
Katılmak zorunda mıyız onlara? Sanmam.

Biz bireysel özgürlüğümüzü birkaç kelimeyle savunmaya çalışırken, “kapa çeneni!” nidalarıyla üzerimize çullanıp ağzımıza bir şeyler tıkamak, ellerimizi bağlayıp bizi bir nehre atmak hayalleriyle yanıp tutuşanlar var. Üstelik bunu, yıllarca süren bir savaşın parçası gibi görüyorlar: her davranışta, her düşüncede, hatta bir insanın bütün yaşamında hak iddia ederek, sözde “popülizm” adına dil döküyorlar. Kendilerini “iyi adam” gösterip, aslında yalnızca iyi insanların katline yol arayan haysiyetsizler bunlar.

Bir de “ahlak” savunurlar.
Oysa onların “ahlak”, “kural” ya da “yasa” dediği şey, sağda solda pis bir kahkaha eşliğinde insanları kandırmaktan ibarettir.
Toplumun kurtuluş potansiyeli her bireyde gizliyken, sadece sinsi, ahlaksız, kurnaz insanların yükselebildiği bir halk olmak… bu bir kayıp sayılır mı?
“Sayılmaz” diyen çıkar — hatta “Bendim” diyen bile çıkar.

Bu millet, dışarıdan saklanan o ileri düzey ahlaksızlık, arsızlık ve medeniyetsizlikle harmanlanmış şiddet düşkünlüğüyle nereye varabilir? İnsan şaşırıyor.
Zaten bu son çeyrek yüzyılda, şaşkınlıktan başka bir duygu kalmadı memlekette.

Ne yazık ki hep iyi yürekli insanlar yok oluyor;
nerede bir haysiyetsiz, bir ahlaksız varsa, orada yükseliyor.
Birisi birine obsesifçe ve acımasızca takıldı mı, “Aman iyi niyetli miymiş? Ha ha, daha iyi!” diyerek etrafı çalkalıyor, sonra da “Geber!” diye bitiriyor cümlesini.
Ve yine biri ölüyor — sessizce, kendini savunamadan.
Ya da yıllarca savunsa bile, lanetli bir suçlu gibi görülüp hiçbir savunmasına inanılmadan, türlü işkencelere maruz kalıyor.
Sonunda, haklı bir nefretle, bir kinle, hayattan kopuyor.

Hayattan kopuş bir sondur.
Karanlıkta, bilinçsiz, sonsuz bir uyku… korkutucu, ama hayattaki karabasanlardan bile daha huzurlu.
Çünkü bazen, karabasanlarla dolu bir hayattansa, yeni bir hayatı veya yeni bir yeri seçer insan.
Ama ne yazık ki, ölümü bile “namussuz” hâle getiren insanlar varken insanı normal devam ettirmeye azdır herşey.

Tertemiz bir şekilde, namussuzca alet edilip “namussuz” öldürülmeye çalışılan, ama hâlâ direnen insanlar için…
Hiçbir şey mi değmez gerçekten?

Nilüfer Fakour

Son Yazılar

İletişim kurun